Ana Sayfa
Düzenleme Kurulu
Bilim Kurulu
Sekreterya
Önemli Tarihler
Bildiri Gönderme
Kayıt
Program
Konferanslar
Paneller
Bildiriler
Çalışma Grupları
Konaklama
Sosyal Program
ß Destekleyenler ß
SÖZEL BİLDİRİLER
KLİNİK PSİKOLOJİ (29)
SB01
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Olan Çocukların Abla ve Ağabeylerinin Sosyal Beceri Düzeyi ve Kardeş İlişkileri
Uzm. Psk. Dan. Aslı BOZBEY AKALIN
Prof. Dr. Banu YAZGAN İNANÇ
Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü
bozbeyas@yahoo.com binanc@cu.edu.tr
Amaç: Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocukların abla ve ağabeylerinin sosyal beceri düzeyleri ve kardeş ilişkilerinin niteliği ile DEHB’nin bu değişkenler üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Yöntem: Bu çalışma, D.E.H.B.’li kardeşi olan çocukların abla ve ağabeylerinin sosyal beceri düzeyi ve kardeş ilişkilerinin niteliğini incelemeye yönelik karşılaştırmalı bir betimleme çalışmasıdır. Araştırmada görüşmelerden de yararlanıldığından bir nitel çalışma özelliği de taşımaktadır. Veri toplama aşamasında birden fazla yöntem kullanıldığı için, üçgenleme tekniğinden yararlanıldığı söylenebilir. Bulgular: DEHB’li bir kardeşi olan ağabey ve ablaların daha sık duygusal, davranışsal ve sosyal sorunlar yaşadıkları anlaşılmıştır. Sosyal yeterlik düzeylerinin de karşılaştırma grubuna kıyasla daha düşük olduğu saptanmıştır. Kardeş ilişkilerinin niteliğine ait veriler incelendiğinde, sevgi, kardeşe hayranlık duyma, benzerlik, kardeşin hayranlık duyması, tartışma ve baba yanlı davranışı açısından iki grup arasında farklılık olduğu saptanmıştır. Buna göre, DEHB’nin kardeş ilişkilerinin niteliğini olumsuz etkilediği ve DEHB’li bir kardeş olmadığında kardeş ilişkilerinin daha sıcak ve yakın olduğu söylenebilir. Tartışma ve Sonuç: Kardeş ilişkilerinde yaşanan olumsuzlukların giderilmesi ve nedenlerinin belirlenmesi tüm aileyi olumlu etkileyecektir. Bu nedenle, anne, baba ve DEHB’li çocuğun yanı sıra, sağlıklı gelişim gösteren çocukların da aile eğitimine katılmaya teşvik edilmeleri gerekir. DEHB olan bir kardeşle birlikte büyüyen çocukların, duygularını ve yaşadıkları sıkıntıları dile getirebilmeleri ve bu durumla başa çıkmayı öğrenmeleri gerekir. Bu nedenle, ülkemizde DEHB olan çocukların kardeşlerinin bu durumdan etkilenme biçimleri ve psikolojik, sosyal, duygusal alanlardaki gereksinimlerini belirlemeye yönelik çalışmalara ağırlık verilmelidir.
Anahtar Sözcükler: Kardeş ilişkileri, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Sosyal beceri.
SB02
Öznel İyi Olmaya İlişkin Psikolojik Dayanıklılık Modeli*
Öğr. Gör. Dr. Şerife TERZİ
Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü
terziserife@yahoo.com serife@gazi.edu.tr
Amaç: Psikolojik dayanıklılık, stresli yaşam durumları ile karşılaşıldığında bir direnç kaynağı olarak görev yapan kişilik özelliğidir. Bu araştırmanın amacı, stresli yaşam durumları karşısında etkili başa çıkmayı sağlayarak bireylerin öznel iyi olmalarını etkileyen “Psikolojik Dayanıklılık Modeli”ni test etmektir. Yöntem: Bu araştırma yapısal eşitlik modelinin kullanıldığı betimsel bir araştırmadır. Psikolojik dayanıklılıkla ilgili olduğu düşünülen değişkenlerin birbirleriyle ilişkisine bakılarak varolan durum ortaya konmaya çalışılmış ve “psikolojik dayanıklılık modeli” test edilmiştir. Nedensel karşılaştırma modeli kullanılmıştır. Araştırmaya 2002-2003 eğitim ve öğretim yılında Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesinde öğrenim gören 222’si kız, 173’ü erkek, toplam 395 öğrenci katılmıştır. Araştırma gurubuna Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, Bilişsel Değerlendirme Ölçeği, Başa Çıkma Yolları Ölçeği, Benlik Saygısı Ölçeği, Sürekli Kaygı Envanteri ve Yaşam Doyumu Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada toplanan verilerin istatistiksel analizinde SSPS 11.0 (Statistical Package for Social Sciences) ve yapısal eşitlik modeli programlarından LISREL 8.30 (Linear Structural Equation Models) programları kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmadan elde edilen sonuçlar şöyle özetlenebilir. (1) Stresli yaşam durumlarını bilişsel değerlendirme öznel iyi olmayı dolaylı olarak etkilemektir. (2) Stresli yaşam durumlarıyla başa çıkma öznel iyi olmayı dolaylı olarak etkilemektedir. (3) Psikolojik dayanıklılık kişilik özelliği bilişsel değerlendirme ve başa çıkma aracılığı ile öznel iyi olmayı dolaylı olarak etkilemektedir. (4) Araştırmadan elde edilen veriler modele uygunluk göstermektedir.*Bu çalışma, Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Rehberlik ve Psikolojik Danışma Anabilim Dalında Prof. Dr. Hasan Bacanlı’nın danışmanlığında yürütülen doktora tezinin bir özetidir.
Anahtar sözcükler: Psikolojik dayanıklılık, Öznel iyi olma, Stresle başa çıkma, Yapısal eşitlik modeli
SB03
Obsesyondaki Dikkat Yanlılıklarının Dikkatin Türlerine Göre Değişimi
Dr. Metehan IRAK (PhD)
Martine M. FLAMENT (MD, PhD)
University of Ottawa, Institute of Mental Health Research
Mirak@rohcg.on.ca mflament@rohcg.on.ca
Amaç: Çalışmanın amacı obsessif- kompulsif bozukluktaki dikkat yanlılıklarının dikkatin türlerine göre olan değişimini incelemektir. Yöntem: Bu amaçla bir kinik alt grup (KAG) ile bir karşılaştırma grubunun (KG) üç farklı dikkat görevi altındaki performansları karşılaştırılmıştır. KAG, Maudsley Obsessif-Kompulsif Envanteri’ne göre dört ve üzeri puan alan ve böylece klinik alt grup düzeyinde kontrol etme obsesyonu olan 24 (14 erkek, 10 kadın) kişiden oluşurken, aynı envanterden 0 ile 1 puan alan 22 (15 erkek, 7 kadın) kişi KG’nu oluşturmuştur. Çalışmada, deneklerin nötr ve kontrol etme kompulsyonunu tehdit edici görsel ve işitsel uyaranlar kullanılarak, seçici, bölünmüş ve odaklanmış dikkat performansları ölçülmüştür. Bulgular: Tüm dikkat görevlerinde nötr uyaranlar söz konusu olduğunda, gruplar arasında dikkat performansı açısından anlamlı bir fark elde edilmemiştir. Ancak, KAG’nun tehdit edici uyaranlara karşı tüm dikkat görevlerinde anamlı olarak seçici dikkat yanlılığı gösterdiği görülmüştür. Benzer şekilde, nötr uyaranların varlığında grupların hatırlama ve tanıma performansları arasında fark görülmezken, tehdit edici uyaranlar karşısında KAG’nun hatırlama ve tanıma performansları KG’ndan daha yüksek olmuştur. Tartışma ve Sonuç: Sonuçlar, kontrol etme türü obsesyondaki seçici dikkat yanlılığının dikkatin türlerinden bağımsız olduğuna ve çevrede tehdit edici uyaranların varlığında, bu uyaranların her zaman baskın olduğuna işaret etmiştir.
Anahtar Kelimeler: Obsesyon, Kaygı verici uyaranlar, Dikkat yanlılığı
SB04
Varoluşçu Bakış Açısıyla Karar Almada Özgürlük İnancı, Kontrol Odağı Algısı ve Ölüme Verilen Anlamlar Değişkenleri ile Psikolojik Yakınmalar Arasındaki İlişki
Uzm. Psk. Mehmet ŞAKİROĞLU
Doç. Dr. Tülin GENÇÖZ
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü
mehmets@metu.edu.tr tgencoz@metu.edu.tr
Amaç: Bu çalışmanın amacı varoluşçu felsefe ve klinik psikolojinin sıkça ele aldığı karar almada özgürlük, kontrol odağı algısı ve ölüme verilen anlamlar değişkenlerinin psikolojik yakınmalarla gösterdiği ilişkinin incelenmesidir. Yöntem: Araştırmaya 150 üniversite öğrencisi katılmıştır. Katılımcılara, demografik bilgi formu, Kontrol Odağı Ölçeği, Özgür Karar Alma Ölçeği, Ölüme Verilen Kişisel Anlamlar Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri uygulanmıştır. Bulgular: Yapılan faktör analizleri sonucunda Özgür Karar Alma Ölçeği tek faktör altında, Ölüme Verilen Kişisel Anlamlar Ölçeği ise 3 temel faktör altında değerlendirilmiştir. Toplanan verinin çoklu regresyon yöntemiyle yapılan analizine göre, karar almadaki özgürlük inancındaki artış, dışa dönük kontrol odağı algısı ve ölüme verilen motive edici anlamdaki azalma psikolojik yakınmalarla anlamlı ilişki göstermektedir. Tartışma ve Sonuç: Varoluşçu Felsefe ve Klinik Psikoloji literatürü ile tutarlı görünen bu bulguların, psikolojik yakınmaları anlama konusunda araştırmacılara ve alandaki uygulamacılara önemli ipuçları verdiği düşünülmektedir.
Anahtar Sözcükler: Varoluşçuluk, Kontrol Odağı, Özgürlük, Ölüm Anlamı, Psikolojik Yakınmalar
SB05
Romatoid Artrit Hastalarında Travma Sonrası Gelişim
Arş. Gör. Gülay DİRİK
Uludağ Üniversitesi Psikoloji Bölümü
Prof. Dr. A. Nuray KARANCI
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü
gdirik@metu.edu.tr karanci@metu.edu.tr
Amaç: Romatoid artrit (RA) gibi kronik bir hastalık bireyin yaşamında sıkıntılara neden olmakla birlikte olumlu değişikliklere de yol açabilmektedir. Bu olumlu değişiklikler Tedeschi ve Calhoun tarafından ‘Travma Sonrası Gelişim’ olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışmanın amacı RA gibi kronik ve ilerleyici bir hastalığı olan bireylerin Travma Sonrası Gelişim düzeylerinin ve bu değişimin yordayıcılarının belirlenmesidir. Yöntem: Çalışmanın örneklemini Ankara Numune Hastanesine başvuran poliklinik hastaları ve iki ayrı serviste yatan (yaş ortalaması 48.50) 117 RA (99 kadın, 18 erkek) hastası oluşturmuştur. Araştırmada katılımcılara Demoğrafik ve Hastalıkla İlgili Bilgiler Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Baş Etme Yolları Ölçeği, Dindarlık Ölçeği, Artrit Özyeterlik Ölçeği, Kaynak Kaybı Ölçeği, Hastane Kaygı ve Depresyon Ölçeği ve Travma Sonrası Gelişim Ölçeği (TSGÖ) (ranj= 0-5) uygulanmıştır. Bulgular: TSGÖ’den faktör analizi sonucu varyansın %59’unu açıklayan 3 faktör elde edilmiştir. Bu faktörler ‘Diğer kişilerle olan ilişkilerde değişim’, ‘Yaşam felsefesinde değişim’, ve ‘Kişinin kendisindeki değişim’ olarak isimlendirilmiştir. Ortalama Travma Sonrası Gelişim puanı 2.50 (s.s.= 1.23) dir. Ölçeğin güvenirlik katsayısı. 94 olarak bulunmuştur. Travma Sonrası Gelişimin yordayıcılarını belirlemek için yapılan regresyon analizi sonucuna göre cinsiyet, algılanan hastalık şiddeti, algılanan sosyal destek ve problem odaklı baş etme Travma Sonrası Gelişimin yordayıcıları olarak bulunmuştur. Tartışma ve Sonuç: Sonuçlar RA hastalarının orta düzeyde Travma Sonrası Gelişim yaşadıklarını göstermektedir. Literatürle tutarlı olarak cinsiyet (1= kadın, 2= erkek) negatif yönde ancak algılanan hastalık şiddeti, algılanan sosyal destek ve problem odaklı baş etme pozitif yönde Travma Sonrası Gelişim ile ilişkili bulunmuştur. Bu çalışma RA gibi pek çok psikolojik sıkıntıya sebep olan bir hastalığı olan bireylerin bu olumsuzlukların yanında orta düzeyde de olsa olumlu değişiklikler yaşadıklarını göstermiştir.
Anahtar Sözcükler: Travma sonrası gelişim, Romatoid Artrit, Kronik hastalık
SB06
Matematik Kaygısını Derecelendirme Ölçeği İlkokul Formunun Türkçe’ye Uyarlanması, Dil Geçerliği ve Psikometrik İncelemesi
Doç. Dr. Mustafa BALOĞLU
Gaziosmanpaşa Üniversitesi
baloglu@hotmail.com
Amaç: Bu çalışmanın amacı, matematik kaygısı araştırmalarında uluslararası geçerliğe ve güvenirliğe sahip Matematik Kaygısını Derecelendirme Ölçeği İlkokul formunu (Richardson & Suinn, 1972) Türkçe’ye uyarlamak ve Türkçe ölçeğin geçerlik ve güvenirlik çalışmalarını yapmaktır. Yöntem: Araştırmada, ilk olarak, ölçek maddeleri çevrilmiş ve çeviri geçerliği incelenmiş; daha sonra da Türkçe ölçeğin dil, içerik ve eş zamanlı geçerlik ve içtutarlılık ve yarımlar güvenirliği araştırılmıştır. Araştırma da dört değişik örneklem grubu kullanılmıştır. İlk grupta, 20 İngilizce uzmanı, ikinci grupta 54 Türk dili uzmanı, üçüncü grupta 30 matematik uzmanı ve son grupta da 200 üniversite öğrencisi araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Bulgular: Bulgular, Ölçek maddelerinin Türkçe çevirisinin İngilizce orijinal maddelerle yüksek düzeyde benzeştiğini göstermektedir. Ölçeğin, dil geçerliği açısından incelendiğinde, anlaşılabilir düzeyde bir dil yapısına sahip olduğu bulunmuştur. Tartışma ve Sonuç: Araştırmada, öznel ve nesnel ölçümler arasındaki istatistiksel ilişkiler ölçeğin eş zamanlı geçerliğine ön kanıt olmuştur. Aynı şekilde, ölçeğin maddeleri birbiriyle tutarlı bulunmuştur. Sonuçlar matematik kaygı literatüründeki bulgular bağlamında tartışılmıştır.
Anahtar Sözcükler: Matematik kaygısı, Dil geçerliği, Matematik Kaygısını Derecelendirme Ölçeği
SB07
Ergenlerde Patolojik Yemek Yeme Tutumlarını Yordayan Değişkenlerin İncelenmesi
Öğr. Gör. Gülendam KARADAĞ
Öğr. Gör. Aynur TETİK
Gaziantep Üniversitesi Gaziantep Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümü
Yrd. Doç. Dr. Zeynep HAMAMCI
Gaziantep Üniversitesi Eğitim Fakültesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik AD
karadag@gantep.edu.tr tetik@gantep.edu.tr zeynephamamci@hotmail.com
Amaç: Bu araştırmanın amacı ergenlerde patolojik yemek yeme tutumlarını yordayan önemli değişkenlerin incelenmesidir. Yöntem: Araştırmaya genel liselerin birinci ve ikinci sınıflarında okuyan, 13-17 yaşları arasında olan toplam 390 öğrenci katılmıştır. (142 kız, 249 erkek). Araştırmada öğrencilerin patolojik yemek yeme tutumları Yemek Yeme Tutum Testi, benlik algılamaları Offer Benlik İmgesi Ölçeği, beden imajından doyum düzeyleri de Beden Bölgeleri ve Özelliklerinden Hoşnut Olma Anketi kullanılarak değerlendirilmiştir. Ayrıca araştırmada öğrencilere ait yaş, cinsiyet gibi bilgiler Kişisel Bilgi Formu kullanılarak elde edilmiştir. Verileri analizinde ise aşamalı regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Analizde önce patolojik yemek yeme tutumu ile yüksek korelasyon veren önemli yordayıcı değişkenler belirlenmiştir. Analizler aneroksik ve bulimik yemek yeme tutumu için ayrı ayrı yapılmıştır. Benlik imgesinin anoreksik ve bulimik yemek yeme tutumlarını anlamlı şekilde yordadığı belirlenmiştir. Benlik imgesi aneroksik yemek yeme tutumuna ilişkin varyansın % 10’nu açıklamıştır. Analizlerde ayrıca aneroksik yemek yeme tutumunu cinsiyet ve beden kitle indeksinin anlamlı şekilde yordadığı bulunmuştur. Cinsiyet (% 9) ve beden kitle indeksi (% 7) değişkenlerinin katkıları ile aneroksik yemek yeme tutumunu ilişkin açıklanan varyans % 26’ya yükselmiştir. Bulimik yemek yeme tutumuna ilişkin varyansın ise % 14’ü benlik imgesi, % 3’ü ise yaş değişkeni ile açıklanmıştır. Tartışma ve Sonuç: Bu araştırmanın sonuçlarından öğrencilerin benlik imgelerini algılamalarının onların patolojik yemek yeme tutumlarını yordayan önemli bir değişken olduğu anlaşılmaktadır. Benlik imgelerini olumlu olarak algılayan öğrencilerin daha az patolojik yemek yeme tutumu sergiledikleri belirlenmiştir.
Anahtar Sözcükler: Ergenler, Patolojik yemek tutumu, Benlik imgesi.
SB08
Conners-Wells Ergen Öz-Bildirim Ölçeği- Uzun Formu’nun Türkçe Uyarlama Çalışması
Prof. Dr. Sema KANER
Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Özel Eğitim Bölümü
Doç Dr. Şener BÜYÜKÖZTÜRK
Başkent Üniversitesi Eğitim Fakültesi
Doç Dr. Elvan İŞERİ
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ABD
Uzm. Aylin AK
M.E.B. Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü
Uzm. Latife ÖZAYDIN
M.E.B. Okul Öncesi Genel Müdürlüğü
kaner@education.ankara.edu.tr senerb@baskent.edu.tr elvani@med.gazi.edu.tr aylinak@hotmail.com lozaydın@yahoo.com
Amaç: Conners-Wells Ergen Öz-Bildirim Ölçeği (C-WEÖÖ), özellikle DEHB’nu belirlemede, klinik tanıyı desteklemede ve çocukların/gençlerin duygu ve davranışlarıyla ilgili çeşitli problemleri belirlemede kullanılan en tanınmış ölçme araçlarından biridir. Bu çalışmada, C-WEÖÖ Uzun Formu’nun ülkemize uyarlama çalışması yapılmıştır. Böylece, çeşitli ortamlarda çocuklarda/ gençlerde özellikle DEHB olmak üzere problem davranışların tanılanması, uygulanan eğitimin ve/veya tedavinin izlenmesi ve araştırmalarda kullanılması amacıyla çok boyutlu bir ölçme aracının ülkemize kazandırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmanın ilk aşamasında C-WEÖÖ’ nin Türkçe’ye ve daha sonra da özgün dile geri çevirisi yapılmıştır. Daha sonra, Türkiye’nin yedi bölgesinden aşamalı örnekleme yoluyla seçilen ve 12-17 yaşlar arasında bulunan 939 kız, 959 erkek toplam 1898 ergene C-WEÖÖ uygulanmıştır. Bulgular: Doğrulayıcı faktör analizi sonuçları, C-WEÖÖ’ nin Türkçe formunun faktör yapısının, bir maddede yapılan değişikliğin dışında özgün ölçekle özdeş olduğunu göstermiştir. C-WEÖÖ’ nin yapı geçerliğini belirlemenin bir diğer yolu olan aynılık geçerliği çalışmasında ise ölçeğin, Yenilenmiş Conners Öğretmen ve Anababa Dereceleme Ölçeklerinin uzun ve kısa formları arasındaki ilişkiler ile Yenilenmiş Davranış Problemleri Kontrol Listesi arasındaki ilişkiler incelenmiştir. C-WEÖÖ’ nin ayrılık geçerliğini belirlemek için ölçeğin Beck Depresyon Ölçeği ve Nasıl Hissediyorum Ölçeği ile ilişkileri test edilmiştir. C-WEÖÖ’ nin ayırt edici geçerliğini belirlemek amacıyla da ölçek, tanısı olan ve olmayan ergenlere uygulanmış ve ölçeğin iki grubu birbirinden ayırt ettiği bulunmuştur. Cronbach alfa, test- yeniden test ve iki yarım güvenirlik katsayıları C-WEÖÖ’ nin güvenirlik düzeylerinin kabul edilir düzeyde olduğunu göstermiştir. Tartışma: Türk çocuklarında DEHB’nu ve diğer duygusal ve davranışsal bozuklukları belirlemek ve araştırmalarda kullanmak için C-WEÖÖ’nin psikometrik özelliklerinin uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Anahtar Sözcükler: Conners-Wells Ergen Öz-Bildirim Ölçeği, Doğrulayıcı faktor analizi, Geçerlik ve güvenirlik
SB09
Benlik Tipleri ve Otobiyografik Anlatıdaki Duygu Dili Arasındaki İlişki
Ayfer DOST
Doç. Dr. Aylin C. KÜNTAY
Koç Üniversitesi Psikoloji Bölümü
adost@ku.edu.tr akuntay@ku.edu.tr
Amaç: Bu çalışma otobiyografik anlatıda benlik tipleri (özerk benlik, ilişkisel benlik ve özerk-ilişkisel benlik) ve duygu dili (duygunun somut veya soyut ve benlik ve öteki odaklı olarak ifade edilmesi) arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Bu amaçla, yaşları 20 ile 60 arasında değişen kadın ve erkek katılımcılarla görüşülmüş ve her bir katılımcıdan son beş yıl içinde yaşamış olduğu ve kendisini etkileyen dört olay anlatması, daha sonra da bu olayları yaşarken neler hissettiğini anlatması istenmiştir. Görüşmenin ikinci aşamasında katılımcılara Kağıtçıbaşı (2005) tarafından geliştirilmiş olan benlik ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Yapılan ön analizlerin sonuçları, özerk benlik düzeyi artıkça otobiyografik anlatıda duygu terimi kullanımının azaldığını, duygunun daha soyut bir dil kullanılarak ifade edildiğini ve daha çok benlik odaklı duygulardan bahsedildiğini göstermiştir. Yapılan regresyon analizi duygu dilindeki varyansın açıklanmasında cinsiyet faktörünün etkisinin olmadığını, buna karşın benlik tiplerinin söz konusu varyansı açıkladığını göstermiştir. Tartışma ve Sonuç: Bu çalışma otobiyografik anlatıda duygu dili kullanımının benlik tipi ile bağlantılı olduğunu ortaya koymuştur. Literatürde kadın ve erkek davranışında ortaya çıkan varyansın salt cinsiyet farklılıklarına indirgenerek açıklanması eğilimi eleştirilmiş, cinsiyet farklılıklarına dayandırılan pek çok farklılığın benlik tiplerindeki farklılık ile açıklanabileceği öne sürülmüştür. Bu çalışmanın bulguları duygu dilindeki varyansın açıklanmasında cinsiyet faktörünün etkisinin olmadığını gösterirken benlik tiplerinin varyansı açıkladığını ortaya koyarak söz konusu yaklaşımı desteklemiştir.
Anahtar Sözcükler: Benlik, Otobiyografik anlatı, Duygu dili, Cinsiyet
SB10
Sosyal Destek, Sosyal Ağ, Yaşam Kalitesi ve Yaşam Doyumu:Duygu-Durum ve Anksiyete Bozukluğu Tanısı Alan Kişiler ve Düzenli Hemodiyaliz Tedavisi Gören Hastalar Açısından Bir Karşılaştırma
Prof. Dr. Ünsal YETİM
Mersin Üniversitesi Psikoloji Bölümü
Uzm. Psk. Binay Bilge ANNAK
Bursa Fomara Çocuk Hastanesi
uyetim@yahoo.com binayannak@yahoo.com
Amaç: Araştırmanın amacı, duygu-durum ve anksiyete bozukluğu tanısı alan bireyleri, düzenli hemodiyaliz tedavisi gören hastaları ve belirgin bir psikolojik ve fiziksel rahatsızlığı olmayan bireyleri sosyal destek, sosyal ağ, yaşam doyumu ve yaşam kalitesi bakımından betimlemektir. Yöntem: Araştırmaya Mersin’de yaşayan Duygu-durum bozukluğu veya Anksiyete bozukluğu tanısı almış 100 kişi, düzenli hemodiyaliz tedavisi gören 100 kişi ve fiziksel ve psikolojik rahatsızlığı olmayan sağlıklı 100 kişi olmak üzere toplam 300 kişi katılmıştır. Araştırmada; Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQOL- BRİEF), Yaşam Doyumu Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Sosyal Ağ Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde 3 (hastalık durumu) X 2 (cinsiyet) X 2 (medeni durum) faktörlü varyans analizi(ANOVA) uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmamızın sonucunda elde edilen bulgulara göre, bireylerin hastalık durumuna göre yaşam kalitesi, yaşam doyumu, algılanan sosyal destek ve sosyal ağ puanlarının farklılaştığı bulunmuştur. Bireylerin medeni durumuna göre yaşam doyumu ve sosyal ilişkiler puanlarının, bireylerin cinsiyetine göre ise psikolojik sağlık, sosyal ilişkiler ve çevre puanlarının farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Tartışma ve Sonuç: Psikolojik sorunu olan bireylerin yaşam kalitesi, yaşam doyumu, algılanan sosyal destek ve sosyal ağ puanlarının, sağlıklı bireylerin ve hemodiyaliz hastalarının puanlarından daha düşük olduğu bulgulanmıştır. Evli bireylerin yaşam doyumu ve sosyal ilişkiler puanlarının bekar bireylerin puanlarından daha yüksek olduğu bulunmuştur. Elde edilen bulgular sosyal desteğin temel etki modeli ve sosyal karşılaştırma kuramı çerçevesinde tartışılacaktır.
Anahtar Sözcükler: Sosyal destek, Sosyal ağ, Yaşam kalitesi, Yaşam doyumu, Hemodiyaliz hastaları
SB11
Padua Envanteri-Washington Eyalet Üniversitesi Revizyonu (PE-WEÜR): Türkçe Versiyonunun Psikometrik Değerlendirmesi
Araş. Gör. Orçun YORULMAZ
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü
Araş. Görv. Gülay DİRİK
Uludağ Üniversitesi Psikoloji Bölümü
Prof. Dr. A. Nuray KARANCI
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü
Prof. Dr. Leonard BURNS
Washington Eyalet Üniversitesi Psikoloji Bölümü
orcuny@metu.edu.tr gdirik@metu.edu.tr, karanci@metu.edu.tr glburns@wsu.edu
Amaç: Obsesif-Kompulsif semptomlar için kullanılan öz-bildirim araçları, psikometrik niteliklerindeki olumsuzluklar ve güncel endişe/obsesyon ayrımını yapamadıkları yönünde eleştirilmektedirler. Bu eleştirileri gidermek için Burns ve ark. (1996), Padua Evvanteri’ni gözden geçirerek bu olguyu ampirik araştırmalarda ve klinik uygulamalarda değerlendirmek üzere PE-WEÜR’ı geliştirmişlerdir. Bu çalışmada, ülkemizde ilgili alanda yapılacak çalışmalar için uygun bir değerlendirme aracı sunmak ve literatürle karşılaştırma yapılmasına olanak sağlamak amacıyla bu popüler ölçüm aracını Türkçe’ye uyarlamak, psikometrik özelliklerini ve envanter yapısını değerlendirmek hedeflenmiştir. Yöntem: Çalışmanın örneklemini, ODTÜ’de çeşitli bölümlerde okuyan 357 üniversite öğrencisi (176 erkek & 181 kadın) oluşturmaktadır. Katılımcılara, Maudsley Obsesif-Kompulsif Envanteri, Düşünce-Davranış Karmaşası Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri ve bu çalışma için çeviri çalışmaları yapılmış olan PE-WEÜR’nun Türkçe versiyonu uygulanmıştır. Test-tekrar test güvenirliğini değerlendirmek için Türkçe PE-WEÜR, 4 hafta arayla 77 öğrenciye tekrar uygulanmıştır. Bulgular: PE-WEÜR’na uygulanan faktör analizi sonucunda orjinal çalışmadaki gibi 5’li faktör yapısı (kontrol etme kompülsiyonları, bulaşma/kirlenme obsesyon ve kompülsiyonları, giyinme kompülsiyonları, zarar vermeye yönelik obsesyonel dürtüler ve düşünceler) elde edilmiştir. Faktör madde dağılım uyumunun incelendiği orantısal uzlaşma katsayısı analizi ise ilk 4 faktör maddelerinin orjinal çalışmayla özdeşim gösterdiğine işaret etmektedir İç tutarlılık, iki yarım güvenirliği ve test-tekrar test güvenirlik analiz sonuçları, envanterin yeterli ölçüde güvenilir olduğunu göstermiştir. Yakınsak ve eş-zaman geçerliliğini değerlendirmek üzere incelenen ilgili ölçekler arası korelasyonel ilişkiler ve kriter geçerliliği için yapılan uç grup ve cinsiyet karşılaştırmaları ise envanterin geçerliliğini destekler niteliktedir. Tartışma ve Sonuç: Çalışma bulguları, farklı örneklem gruplarında 4 obsesyon ve kompülsyon grubunda örtüşme olduğuna ve dolayısyla ekolojik geçerliliğe işaret etmektedir. Sonuç olarak çalışma kapsamında yapılan psikometrik değerlendirme, envanterin Türkçe versiyonunun ülkemiz üniversite öğrencileri örnekleminde geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğunu göstermektedir.
Anahtar Sözcükler: Padua Envanteri-Washington Eyalet Üniversitesi Revizyonu, Obsesif-Kompulsif Semptomlar, Kültürler arası değerlendirme, Psikometrik değerlendirme
SB12
Ergenlerde Obsesif-Kompulsif Semptomatoloji, Abartılı Sorumluluk Algısı ve Kontrol Odağı
Uzm. Psk. Müjgan ALTIN
Prof.Dr. Nuray A. KARANCI
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü
e130017@metu.edu.tr karanci@metu.edu.tr
Amaç: Obsesif-kompulsif bozukluğun(OKB) etiolojisini anlamaya yönelik olarak gerçekleştirilen çalışmalar, OKB’nin bilişsel modeli ile (Salkovskis, 1985, 1989) tutarlı olarak bireyin sahip olduğu aşırı sorumluluk algısının OKB’de belirgin bir rol oynadığına işaret etmektedir. Aynı zamanda, psikopatolojinin temelini anlamaya yönelik olarak yürütülen birçok araştırma, dış kontrol odağı ile, depresyon başta olmak üzere, bir çok psikopatolojik bozukluk arasındaki pozitif ilişkiye dikkat çekmektedir (örn., Holder ve Levi, 1988; Dağ, 1992). Bu çalışmada, abartılmış sorumluluk tutumları, kontrol odağı ve bunların etkileşiminin kontrol etme, temizleme ve obsesif düşünme olmak üzere OK semptom alt grupları üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Ankara Fatih Sultan Mehmet Lisesi’nde okuyan 380 lise son sınıf öğrencisine Sorumluluk Tutumları Ölçeği, Kontrol Odağı Ölçeği, Maudsley Obsesif-Kompulsif Envanteri, Beck Depresyon Envanteri ve Sürekli Kaygı Envanteri’nden oluşan ölçek seti uygulanmıştır. Bulgular: Yapılan hiyerarşik regresyon analizi sonuçları, abartılı sorumluluk algısının her üç OK semptom alt grubu için de anlamlı ve pozitif bir yordayıcı olduğuna, kontrol odağı ve onun sorumluluk tutumları ile etkileşiminin ise sadece obsesif düşünme semptomları için anlamlı bir yordayıcı olduğuna işaret etmektedir. Tartışma ve Sonuç: Analiz sonuçları, kontrol odağının, bireyin dış bir tehlikeyi önlemek için aktif bir davranışta bulunması durumunda OK semptomatolojisinde önemli bir rol oynamadığını, ancak tehlikeyi önlemeye yönelik açık bir davranışın bulunmadığı, sadece obsesif düşünmenin sergilendiği durumda hem tek başına hem de abartılı sorumluluk algıları ile etkileşime girerek semptom şiddetini artırdığını düşündürmüştür.
Anahtar Sözcükler: Sorumluluk tutumları, Kontrol odağı, Obsesif-Kompulsif Bozukluk
SB13
Duygusal Zekânın Yaşam Doyumu Üzerindeki Etkisi
Levent SEVİNÇ
Psk. Hüseyin Ulaş ÖZCAN
HumanGroup Danışmanlık
levent.sevinc@humangroup.biz ozcan.ulas@gmail.com
Amaç: Çalışma, duygusal zekânın (EQ) dört ana boyutu kapsamında yaşam doyumu üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Çalışmaya meslek yüksek okulu öğrencisi olan 144 erkek 250 kadın olmak üzere toplam 394 kişi katılmıştır. Araştırmada çoklu hiyerarşik regresyon analizi kullanarak, EQ ana boyutlarının kontrol değişkenlerine (yaş, cinsiyet, gelir düzeyi) ek olarak yaşam doyumunu açıklayıcı olup olmadığı incelenmiştir. Bulgular: Yapılan korelasyon analizi, yaşam doyumu ile EQ’nun iki alt boyutu olan “kendini yönetme” ve “sosyal farkındalık” düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir (p<.05). Öte yandan “kendinin farkında olma” ve “sosyal beceriler” boyutları ile yaşam doyumu arasında anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir (p>.05). Korelasyon analizi sonrasında gerçekleştirilen çoklu hiyerarşik regresyonun ilk adımına kontrol değişkenleri olarak yaş, cinsiyet ve gelir düzeyi, ikinci adımına EQ’nun dört ana boyutu dahil edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, yaş ve cinsiyetin yaşam doyumu üzerinde açıklayıcı bir etkisi bulunamamıştır. Buna karşın gelir düzeyinin yaşam doyumunu anlamlı düzeyde etkilediği görülmüştür. Çalışma sonucunda alt boyutları itibariyle EQ’nun yaşam doyumu üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı saptanmıştır. Bununla birlikte, “kendini yönetme” alt boyutunun p<.1’de anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Tartışma ve Sonuç: Çalışmanın sonuçları, literatürdeki diğer çalışmalarda bulunan sonuçlarla tutarlı olarak EQ’nun yaşam doyumu üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığını göstermiştir.
Anahtar Sözcükler: Duygusal zeka, Yaşam doyumu
SB14
Beden İmgesi, Beden Organlarından Memnuniyet, Benlik Saygısı, Yaşam Doyumu ve Sosyal Karşılaştırma Düzeyinin Demografik Değişkenlere göre Farklılaşması
Prof. Dr. Ünsal YETİM
Mersin Üniversitesi, Psikoloji Bölümü
Uzm. Psk. Hatice ÇETİNKAYA
Doğankent Celil Çavuşoğlu İlköğretim Okulu
uyetim@yahoo.com haticecetinkaya33@hotmail.com
Amaç: Araştırmanın amacı, beden imgesinin, beden organlarından memnuniyetin, sosyal karşılaştırma düzeyinin, benlik saygısının ve yaşam doyumunun demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını alan araştırması yöntemiyle incelemektir. Yöntem: Araştırmaya Adana ve Mersin İlinde yaşayan 531 birey katılmıştır. Araştırmada Beden İmgesi Yaşam Kalitesi Ölçeği, Beden Organlarından Memnuniyet Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği ve Sosyal Karşılaştırma Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi için 2(Cinsiyet) X 3 (Eğitim Düzeyi) faktörlü varyans analizi (ANOVA) ve 2 (Cinsiyet) X 2 (Eğitim Düzeyi) X 2 (Medeni Durum) faktörlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmada elde edilen bulgulara göre, bireylerin beden imgeleri ve beden organlarından memnuniyet düzeyleri cinsiyete göre farklılaşmaktadır. I. Analizde eğitim düzeyine göre, bireylerin benlik saygısı, yaşam doyumu ve sosyal karşılaştırma düzeyi farklılaşmaktadır. II. Analizde bireylerin eğitim düzeyine göre, beden imgesi ve benlik saygısı farklılaşmaktadır. Cinsiyet ve eğitim düzeyinin ortak etkisi beden imgesi, beden organlarından memnuniyet ve benlik saygısı üzerinde anlamlı farklılık oluşturmuştur. Bireylerin medeni durumlarına göre yaşam doyumları anlamlı bir şekilde farklılaşmaktadır. Tartışma ve Sonuç: Kadınlarla karşılaştırıldığında, erkeklerin beden organlarından daha fazla memnun olmalarına karşın beden imgeleri kadınlara oranla daha düşüktür. Bireylerin eğitim düzeyleri arttıkça hem benlik saygıları hem de yaşam doyumları artmaktadır. Eğitim düzeyi arttıkça kadının bedenini ve beden organlarını algılamasında değişim gösterdiği bulgulanmıştır. Eğitimin tek başına değil diğer değişkenlerle birlikte etkili olduğu söylenebilir.
Anahtar Sözcükler: Beden imgesi, Benlik saygısı, Yaşam doyumu, Sosyal karşılaştırma
SB15
İntihar Olasılığında, Yalnızlık, Kişilerarası İlişki Tarzları ve Yaşamı Sürdürme Nedenleri*
Doç. Dr. Ayşegül DURAK BATIGÜN
Ankara Üniversitesi DTCF Psikoloji Bölümü
ayseguldurak@yahoo.com
Amaç: 17-65 yaş arasındaki bireylerin intihar olasılıklarını; kişilerarası ilişki tarzları, yalnızlık ve yaşamı sürdürme nedenleri açısından değerlendirmek araştırmanın temel amacını oluşturmaktadır. Ayrıca, yaş, cinsiyet ve eğitim gibi sosyodemografik değişkenlerin etkisini belirlemek de araştırmanın diğer bir amacıdır. Yöntem: Araştırma, Ankara, İzmir ve Mersin illerinde oturan, 17-65 yaş arası 1230 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların %58’i kadın, %42’si erkek, %38’si ilköğretim ve lise, %62’si üniversite mezunudur. Çalışmaya katılan kişilere İntihar Olasılığı Ölçeği, Yaşamı Sürdürme Nedenleri Envanteri, Kişilerarası İlişki Tarzları Ölçeği ve UCLA Yalnızlık Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Yapılan analizler sonucunda, intihar olasılığı yüksek olan bireylerin daha az yaşamı sürdürme nedenleri bildirdikleri ve daha çok “benmerkezci” ve “küçümseyici” kişilerarası ilişki tarzlarına sahip oldukları görülmüştür. Ayrıca bu bireylerin yalnızlık duygusunu da daha yoğun yaşadıkları belirlenmiştir. Ölçekler arasında beklenen yönde ve anlamlı korelasyonlar mevcuttur. Yapılan hiyerarşik regresyon analizi sonucunda, sosyodemografik değişkenler ile birlikte, diğer tüm değişkenlerin intihar olasılığını yordadığı görülmüştür. Ayrıca bazı alt ölçeklerin ve demografik değişkenlerin yordamaya bağımsız katkıları da mevcuttur. Sosyodemografik değişkenlerin ölçümler üzerindeki temel etkileri ve etkileşim etkileri ayrıca değerlendirilmiştir. Tartışma ve Sonuç: Yurt içinde ve yurt dışında yapılan bazı çalışmalarda, gençlerde (15-25 yaş) görülen intihar olasılığının, diğer yaş gruplarından daha yüksek olduğu belirtilmektedir. Bu çalışmada ise yaşa ilişkin böyle bir bulguya rastlanamamıştır. Ancak, cinsiyet ve eğitim değişkenlerinin İntihar olasılığını yordayan değişkenler arasında yerini aldıkları görülmektedir. Eğer bir bireyin eğitim düzeyi düşükse, aynı zamanda da “ketleyici” tarzda kişilerarası ilişkilere sahipse, bu durum yalnızlığını arttırıyor olabilir. Tüm bunlar, daha az yaşamı sürdürme nedeni bildirmesine ve dolayısıyla da intihar olasılığının artmasına neden olabilir.
*Bu çalışma, Ankara Üniversitesi Rektörlüğü tarafından desteklenen, 2003 09 01 021 nolu projenin bir bölümüdür.
Anahtar Sözcükler: İntihar olasılığı, Kişilerarası ilişkiler, Yalnızlık, Yaşamı sürdürme nedenleri
SB16
Akran Baskısının Ergenlerde Madde Kullanımı ile İlişkisi
Uzm.Psk. Dan. Simge KIRCAN
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi UMATEM-ÇEMATEM Kliniği
Doç.Dr. Fatoş ERKMAN
Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü
simgekircan@hotmail.com erkman@boun.edu.tr
Amaç: Bu çalışmada ergenlerin yaşadığı akran baskısı ile madde kullanımı arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma, İstanbul’un 5 ayrı ilçesinde sosyoekonomik seviyesi birbirinden farklı 7 ayrı okulda, 10.sınıflarda yürütülmüştür. Çalışmaya katılan öğrenci sayısı 678 olup, yaş aralığı 15-17'dir. Veri toplama aracı olarak Akran Baskısı Ölçeği, Demografik Bilgi Formu ve Madde Kullanım Anketi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılanların hayat boyu en az bir kere madde kullanma sıklığı esrar için %5.5, uçucular için %3.4, ecstasy için %2.8, hap için %4.6 (doktor reçetesi dışında), kokain için %0.9, eroin için %0.3 ve ketamin için %0.1’dir. Madde kullanan grubun akran baskısı düzeyi kullanmayan gruba göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Madde kullanan grubun ölçekten aldığı ortalama puan 63.79 (SD=17.84) iken, madde kullanmayan grubun aldığı ortalama puan 50.97’dir (SD=13.59), (t=-5.58, p<.001). Ayrıca, madde kullanmayan grup ile 1-2-3 ve fazla madde denemiş grup karşılaştırılmış, dört grubun akran baskısı düzeyi anlamlı derecede farklı çıkmıştır. Analiz sonucuna göre hiç kullanmayan grup ile 1 madde, 2 madde ve 3 ve daha fazla madde kullanan gruplar; ve 1 madde kullanan ile 2 madde kullanan gruplar arasında anlamlı fark çıkmıştır. Son olarak, erkeklerin kadınlara göre, ve büyük yaş grubundakilerin küçük yaş grubuna göre daha çok akran baskısı hissettiği bulunmuştur. Tartışma ve Sonuç: Ülkemiz ergenlerinde de madde kullanımı ve akran baskısı düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu nedenle ülkemizde de akran baskısına hayır demeyi öğrenmenin madde kullanımını önleyici bir faktör olabileceği düşünülebilir.
Anahtar Sözcükler: Madde kullanımı, Akran baskısı, Çoklu madde kullanımı
SB17
Gestalt Temas Biçimleri ve Duygusal Zeka Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
Uzm. Psk. Dan. Behire KUYUMCU
Ankara İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü
behirekuyumcu@mynet.com
Amaç: Kişilerin temas biçimlerinin yaş, cinsiyet demografik değişkenlerinin yanı sıra duygusal zeka düzeylerine göre incelenmesi araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Yöntem: Araştırma nedensel karşılaştırma ve korelasyonel yönteme dayalı bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemi Trabzon ilinde yaşayan kişiler arasından tesadüfi seçilen 194 kişiden oluşmaktadır. Örneklemin 52’si kadın 52’ si erkektir. Normal dağılım ve varyansların eşitliği varsayımının sağlanmadığı denencelerde non-parametrik analiz tekniği Kruskal Wallis, normal dağılım gösteren denenceler için de t testi ve korelasyonel analiz teknikleri kullanılmıştır. Bulgular: İşlem sonucunda duygusal duyarsızlaşma temas biçimini erkeklerin; iç içe geçme temas biçimini kadınların daha sık kullanıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Duygusal zeka faktörlerinden empati ve temas biçimi faktörlerinden iç içe geçme yaşa bağlı farklar gözlenmiştir. Duygusal zeka düzeylerine dayalı analiz sonucunda da temas biçimleri arasında farkların olduğu anlaşılmıştır. Duygusal zeka düzeyi düşük olan kişiler saptırma ve geri döndürme temas biçimlerini kullanma eğilimindedirler Tartışma ve Sonuç: Erkeklerin duygusal duyarsızlaşma temas biçimini kullanması göstermektedir ki bu kişiler çevrelerindeki olaylara mantıklı tepki verme, duygu yüklü davranışlardan kaçınma eğilimindedirler. Kadınların, kendi ihtiyaçlarına duyarsız kalma, başkalarını önemseme anlamına gelen iç içe geçme temas biçimini daha sık kullanmaları ise Türk toplumunda kadının sosyal rolleriyle ilişkilendirmek mümkündür. Bu ve diğer sonuçlar kongrede tartışılacaktır.
Anahtar Sözcükler: Gestalt, Temas biçimleri, Duygusal zeka
SB18
Çocuklukta Algılanan Ebeveyn Kabul veya Reddinin Yetişkinlik Dönemindeki Yakın İlişkiler Üzerindeki Etkileri
Uzm. Psk. Ayşe ERYAVUZ
Doç.Dr. Azmi VARAN
Ege Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı
ayse.eryavuz@ege.edu.tr azmi.varan@ege.edu.tr
Amaç: Araştırmanın temel amacı, çocuklukta yaşanan ebeveyn kabul-reddi ile yetişkinlikte yaşanan eş kabul-reddi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Ayrıca, araştırmada çocuklukta ebeveynlerle ve bugün eşle yaşanan kabul veya reddin yetişkinin psikolojik uyumuyla ilişkisinin incelenmesi de amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma örneklemi 153 bekar, 145 evli 298 kadın ve erkekten oluşmuştur. Deneklere Rohner’in (1986/1999) geliştirdiği Ebeveyn Kabul-Red Kuramı ölçeklerinden Ebeveyn Kabul-Red Ölçeği Anne ve Baba formları, Kişilik Değerlendirme Ölçeği ve Eş Kabul-Red Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Araştırma bulgularına göre, yakın ilişkisinden memnun olmayan denekler ilişkisinden memnun olanlara göre, hem çocuklukta ebeveynleri tarafından hem de bugünkü yetişkin yaşamlarında eşleri (veya sevgilileri) tarafından daha fazla red algılamaktadırlar. Çocuklukta ebeveynleri tarafından kabul edilen denekler bugün eşleri tarafından daha çok kabul algılamaktadırlar. Ebeveyn ve eş kabul-reddi ölçümleri arasındaki korelasyonlar, çocukluk ve yetişkinlikteki kabul-red açısından orta derecede bir sürekliliğin olduğunu göstermektedir. Ayrıca ebeveyn kabul-reddi, eş kabul-reddi ve kişilik uyumu ölçümleri arasında saptanan korelasyonlar da EKAR Kuramı görüşleriyle uyumludur. Çocuklukta ebeveynleri tarafından red algılayan deneklerin psikolojik uyumsuzluğu daha yüksek düzeydedir. Erkek deneklerin psikolojik uyumunu yordamada daha çok eşle ilgili değişkenler, kadın deneklerin uyumunu yordamada ise daha çok çocuklukla ilgili değişkenlerin etkili olduğu bulunmuştur. Eş kabul-reddinin yordanmasında ise, erkek denekler için en fazla psikolojik uyum, kadın denekler içinse en fazla öz-saygının önemli olduğu saptanmıştır. Tartışma ve Sonuç: Yukarıda özetlenen bulgular, yurtdışında EKAR Kuramı ile yapılan çalışmalarla benzerlikler taşımaktadır. Bu çalışmanın önemi, psikanalitik kuramdan bu yana tartışılmakta ve araştırılmakta olan çocukluk ve yetişkinlik dönemleri arasındaki süreklilik konusunda Türkiye’deki yetişkinler açısından ampirik veriler sağlamasıdır.
Anahtar Sözcükler: Ebeveyn Kabul ve Red Kuramı, Çocukluk yaşantıları, Yakın ilişkiler
SB19
Depresif Bilişlerle Bağlantılı Otobiyografik Anıların Karakteristik Özellikleri: Benlik Sistemi ve Otobiyografik Bellek
Yrd. Doç. Dr. Ahmet TOSUN
Okan Üniversitesi Psikoloji Bölümü
ahmet.tosun@okan.edu.tr
Amaç: Araştırmanın amacı, depresif kişilerde depresif bilişle bağlantılı otobiyografik anıların karakteristik özelliklerini ve benlik sistemiyle olan ilişkilerini incelemektir. Yöntem: Araştırmaya, 2004-2005 öğretim yılında çeşitli üniversitelerde öğrenim gören, toplam 493 öğrenci katılmıştır. Araştırmada, Biliş Tarama Listesi, Otobiyografik Bellek Değerlendirme Formu, Olay Etkisi Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri kullanılmıştır. Bulgular: Bulgular, ilgili anının yaşı açısından; olayın yerini, zamanını, nesnelerin konumlarını, olayın görüntülerini, seslerini, dokunsal duyumları, vücut duyumlarını, çevredeki kokuları, tatsal duyumları ve olaydaki konuşmaları hatırlama açısından; olayın gerçek olduğundan ve hayal olmadığından emin olma açısından; anının zihinsel tekrarı açısından, depresif kişilerin depresif olmayan kişilerle aynı özelliklere sahip olduklarını göstermektedir. Diğer taraftan, olaydaki kişileri, kişilerin mekandaki konumlarını, hissedilen duyguları ve düşünceleri hatırlama boyutlarında; hatırlarken olay anına, mekana ve kişilere geri dönme, o anki duyguları ve olayı yeniden yaşama boyutlarında; geçmişte olayı düşünme sıklığı, olayın geçmişteki, şimdiki ve gelecekteki önemi boyutlarında, depresif kişiler depresif olmayan kişilerden anlamlı olarak daha yüksek puan bildirmişlerdir. Tartışma ve Sonuç: Tüm bu özellikler bir arada değerlendirildiğinde, depresif kişilerin depresif bilişlerine bağlı anılarının, bir ‘benliği tanımlayan anı’ oldukları düşünülmektedir. Bu açıdan bakıldığında ilgili anıların, kişinin benliğini tanımlayıcı, benlik sistemiyle önemli derecede ilişkili, ‘araya girici’, duyusal ayrıntıları zengin, duygularla canlı bağlantılara sahip, yakın zamana ait ve kişi için önemli oldukları görülmektedir.
Anahtar Sözcükler: Benlik, Otobiyografik bellek, Anı, Depresyon, Araya giriş
SB20
Depresyonda Bilişsel Yatkınlık Hipotezine İlişkin Yeni Bir Yaklaşım: Sınırlılık Şemaları Envanterinin Geçerlilik Güvenilirlik Çalışması
Araş. Gör. Murat BOYSAN
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü
Öğr. Gör. Murat KAYRİ
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü
mboysan@yyu.edu.tr mkayri@yyu.edu.tr
Amaç: Bu çalışmanın amacı depresyonun bilişsel teorisiyle uyumlu olarak depresyonun ortaya çıkışında etkili olduğu düşünülen sınırlılık algısını tanımlamaktır. Sınırlılık algısı, kişinin kendisi, başkaları ve dünya ile ilişkili olarak olumlu özellikler, kişiler arası ilişkiler, zenginlik, yaşam olanakları, kariyer, statü gibi pek çok unsuru sınırlı ve değişmez olarak değerlendirme eğilimini ifade etmektedir. Sınırlılık algısının düzeyini belirleyebilmek amacıyla Sınırlık Şemaları Envanteri geliştirilmiş ve geçerlilik güvenilirlik çalışması yapılmıştır. Yöntem: Ölçme aracının ölçüt-bağıntı geçerliliğini belirleyebilmek için Beck Depresyon Envanteri, Beck Anksiyete Envanteri, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği uygulanmış ve envanter puanlarıyla aralarındaki ilişkiye bakılmıştır. Cronbach alfa katsayısıyla iç tutarlılık, test yarıya bölme ve test tekrar test güvenilirliği değerlendirilmiştir. Bulgular: Sınırlılık Şemaları Envanterinin geliştirilmesi sürecinde test içi madde toplam puan korelasyonu 0.33 - 0.55 arasında değişen, toplam 30 madde belirlenmiştir. Geliştirilen ölçme aracına ilişkin Cronbach alfa katsayısı 0.90; yarıya bölme test güvenilirliği 0.76, test tekrar test güvenilirliği 0.88’ dir. Birlikte geçerlilik çalışması sonucunda, deneklerin Sınırlılık Şemaları Envanterinden aldıkları toplam puanlarla depresyon düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı (r = 0.44; p<0.01), anksiyete düzeyleriyle pozitif yönde anlamlı (r = 0.30; p<0.01) ve benlik saygısı arasında negatif yönde anlamlı (r = -0.28; p<0.01) ilişkiler bulunmuştur. Tartışma ve Sonuç: Kişilerde sınırlılık algısının düzeyini ölçmeye yönelik 30 maddeden oluşan, geçerlilik ve güvenilirlik düzeyi yüksek bir envanter geliştirilmiştir. Elde edilen bulgular sınırlılık algısının varlığını ve psikopatolojiyle ilişkisini ortaya koymaktadır.
Anahtar Sözcükler: Sınırlılık algısı, Bilişsel yatkınlık, Depresyon, Anksiyete, Psikopatoloji
SB21
Psikopati, Kişilik Özellikleri ve İntihar Olasılığı
Doç. Dr. Faruk GENÇÖZ
Betül ÇİÇEK
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü
fgencoz@metu.edu.tr e127597@metu.edu.tr
Amaç: Bu çalışmanın amacı psikopati ve kişilik özellikleriyle intihar olasılığı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yöntem: Bu araştırmada, Psikopati Ölçeği, Beş Faktör Kişilik Ölçeği ve İntihar Olasılığı Ölçeği kullanılmıştır. Uygulamaya 119’u kadın 54’ü erkek olmak üzere toplam 173 üniversite öğrencisi katılmıştır. Bulgular: Bu çalışmanın sonuçlarına göre tanımlarında farklılık gösteren birincil ve ikincil psikopatiden, birincil psikopatinin intihar olasılığı ile eşleşmediği bulunmuştur. Ancak, özellikle ikincil psikopati, kişilik özelliklerinden nevrotiklik boyutu ile kuvvetli bir ilişki göstermekte ve aynı zamanda kişilerin intihar olasılığı ile de eşleşmektedir. Ayrıca dışadönüklük düzeyinin kişide yüksek olması durumunda intihar riskinin daha az olduğu görülmüştür. Tartışma ve Sonuç: Bu çalışmanın bulguları genellikle cezaevlerinde ve tanı almış gruplarla yapılmış psikopati çalışmalarının bulguları ile örtüşmektedir. Araştırma sonuçları, ikincil psikopatinin beklendiği gibi intihar olasılığı için önemli bir faktör olduğunu düşündürmektedir. İkincil psikopatiye eşlik eden yüksek nevrotiklik, düşük uzlaşmacılık ve düşük dışadönüklük intihar olasılığını arttırmaktadır.
Anahtar Sözcükler: Psikopati, Beş Faktör kişilik özellikleri, İntihar olasılığı